DALAKÇI GENÇLİK Günel Erdem

02.12.02

 
 
Anasayfa
Yukarı
İsa Kaya
Yanık Ahmet
Ramazan Erbaş
Safi Erbaş
Ali Bozdağ
Günel Erdem
Halit Köksalan
Egini
Mehmet Dinçer
N. Ertaş hakında

 

SORARLARSA

Sabahın kör olduğu saatlerde,
Duman ve is karışımı bir sabah.
Kuru ekmeğine boğazını kulaklarına kadar yakan bir çökelği katık edip,
Yüzünü yıkarken açılması zor bir muslukta.
Gözünün yüzünün ve de dudaklarının,
Bir buz parçası gibi yere düştüğüne
Şahit olursun

Sessiz ve soğuk gecekondunun odalarında
Parmaklarının ucunda,uyandırmadan sabahı,
Soğuğun ve sisin, ve bu garipliklerin içinde,
Görürsen ışıltısını çiğin
Bir garip olursun.

Yırtık çorap yamalı ceket binip otobüse,
Taşıdıysan kendini is denilen o yere,
Evin içinde ağa iken isin içinde,
Köle olursun.

Hakkın olan ekmeğinin yanına
Hakkın olan katığı vermediyse isin
Karşılığında çok emek verip,
Bağlandıysan sana bağlanmayan ise,
Sesini çıkarırsan
Suçlu olursun.

Yorgun ve bir önceki günden daha yoksul,
Geldiğin evinde.
Sıcak çorba kuru ekmek,
Ağlayan çocuk hastalanmak ne demek
Karşılıyorsa seni eli belinde çaydanlık.
Sobanın üzerinde duman duman.
Ve yumuşak elli çocuk öpüyorsa yanaklarını,
Baba olursun.

Bu şartlar altında
ve yasamak denilen var olusun yarattığı
bu ezik yoksullukla,
Kapına gelen senden umut bekleyene,
Sen varsan yasıyorsan eğer,
Sana sen deyip kapına gelinmişse eğer,
araba yoksa sırtında taşıyıp.
Para yoksa rica minnet
Nüfus cüzdanı olur senet ve kimlik rehin.
INSAN olursun


Günel Erdem

 

                   ÖĞRETMEDİLER

 

Sizler aldığınız ayakkabıyı,

On sene giyersiniz eğer küçülmezse.

Sizler aldığınız ceketi,

On sene giyersiniz eğer daralmazsa.

Çünkü siz herşeyin kıymetini bilirsiniz,

Sizler hor kullanmazsınız malınızı.

        

         Bizler ne biliriz ki, yeni malın kıymetini?

         Çamura bularız ayakkabımızı,

         Hatta, bilemeyiz ceketi asmasını.

 

Çünkü biz on senede,

On ayakkabı alamayız beyim.

Bizim ayağımıza her gün,

On kişi basar otobüslerde.

Düğüne de gitsek aynı ayakkabı,

Bayrama da gitsek aynı ayakkabı.

Elbise de giysek aynı ayakkabı,

Pantolon da giysek aynı ayakkabı.

 

         Bizim ev bir oda bir salondur beyim,

Bilemeyiz ayakkabıyı dolabına koymayı.

Üst üste on ayakkabı durur kapının önünde,

Onununda bir sahibi vardır beyim.

Bir adama on ayakkabı düşmez bizim evde

 

Ceketler kapının arkasına asılır.

Hem kışlıktır, hem yazlıktır.

Düğüne de gideriz o ceketle,

Bayramada gideriz o ceketle.

Kazakta giyeriz altına gömlekte,

Yağmur da yer o ceketler karda,

Terimiz de siner o cekete kokumuzda.

Ceketler bedenimizin şeklini alır zamanla,

Ayakkabılar da ayağımızın.

 

 

         Biz bilemeyiz malımızın kıymetini,

         Hor kullanırız çabuk eskitiriz.

         İşte bu yüzden yamalarız dirseklerini,

         Ters düz ederiz yakalarını.

         Öyle kullanırız hanımım.

         Ne bilelim yeni ceketin kıymetini,

         Görmedik ki ceketin yenisini.

 

                            Biz bilemeyiz sizin gibi.

                                                                  04.07.1998

 

                   ESKİ   DOSTLARA

 

Şu kopmuş dünyada,

Ben de ilişkilerimi koparırım deme.

Dingili kırılmış dünyada,

O’ nun kalbi kırılmaz deme.

 

Ve

 

Erteleme

Unutmayı alışkanlık edinme.

Yani, bensizliğe alışsan da,

Unutmamamayı dene.

Hatırı kalmamış günleri,

Hatırlamayı dene.

Sen de farksızsın dedirtme.

Kendinde bir gün beni bulursan

Eski fotoğraflarda yüzümü hatırlarsan

 

Ve

 

Artık

‘unuttum çoktan’ diyorsan,

Bunu bana söylemeyi dene

 

Ve

 

Artık

‘ benım için önemi yok’ diyorsan,

önemsiz dediklerini tekrar incele.

‘ geçmişteydi kaldı

belkide hataydı’ diyorsan,

Hatalarınla karşılaştırmayı dene.

 

Ve

 

Erteleme,

Hatırlamayı,

Önemsemeyi,

Ve de özlemeyi dene.

 

                                      08.06.2002

                                      Salzgitter

         MAHALLELİLER

 

Kapı önünde taş üstünde,

Örgü örer kimileri.

Fasülye kırar,

Kavga eder kimileri.

 

         Tülbendinin rengi solmamış,

         Yeni gelinler.

         Solmuş tülbentli,

         Kara benizli nineler.

         Yel eser yazın,

         Bazı bazı narin nazlı.

         Sigaranın külü bir o yana,

         Bir bu yana.

         Dumanının çoğu ciğere,

         Azı yele.

         Tek pahalı zevkin,

         En ucuzundan,

         Ya Maltepe, ya Harman.

         Zengin nakışlı çarık,

         Eklemleri buruşmuş ellerde.

         Ve fakirliğin derecesine göre,

         Zenginlik hayalleri düşlerde.

         Doğurarak üretmek,

         Öncelikli görevleri.

         Emzirerek büyütmektir ki

         En fazladan gerisi.

         Ve fakirlik saklanır,

Büyük şehrin arka sokaklarına

Mağdur olandan gelmez saklanmak.

Göz ardı etmek isteyenlerin,

Gözünün ardında olmalıdır,

Sokak arası kent ardı insanları.

Ve fakirlik kader olmadığı gibi,

Zenginlikte kader değildir aslında.

Görünmeyenleri ve gizlenenleri

Gösterenler,

Suçlu değildir şahsımda

Ve böyle mahallelerden çıkar,

Şehri yüceltecek alt yapı gençleri.

Ve böyle mahallelerin çocukları,

Daha cesur daha mert,

Daha dayanıklı, dayanılmazlara.

 

Kapı önünde gizli emziren ana,

Yine kapı önünde gizli bekler evladını.

Şehrin ışıklı caddeleri,

Yol gösterecek kadar ışıklı değildir,

Yoldan cıkaracak kadar tehlikelidir

                                      Bağzılarına.

Ve bu mahalledekileri,

Yoldan cıkarmak ister,

Şehrin mahallesiz ermişleri,

Erişilmezlikle kandırarak,

Bile bile yalana bata çıkarak.

Ve mahalleli olmak,

Ve birbirine bağlı olmak,

Sevmekle çoğalır.

Ve bu şehri yine bu çocuklar kurtarır.

                                               Günel Erdem

                                               Salzgitter

                   SEN OL

Yangın yerinden son kaçan sen ol,

Ateşe alışarak gel.

Gemiyi en son sen terk et,

Korkuya karışarak gel.

Susma fikri sen üret,

Bağırarak konuşarak gel.

 

Zulüm eden olma,

Zulmle savaşarak gel.

Yalan söyleyen olma,

Doğru yoldan doğrularla gel.

Aşşağılayan olma,

Alçaklardan göğsünü gererek gel.

                                               2001

                                               Salzgitter

                            SEVMEK

Sevmek,

Sevmek değil, kendini ve kendinden olanı.

Sevmek,

Dökmek değil, kendin için gözyaşı.

Sevmek,

Unutmak değil, dostunu arkadaşını.

Sevmek,

Yerden yere vurmak değil, el oğlunu el kızını.

Sevmek,

Yaşamak değil, kendi kendine yine kendinle.

Sevmek,

Oynamak değil, küçük utangaç ve masum kalplerle.

Sevmek,

Görmek değil, iki çift kendi gözünle.

Sevmek,

Aşk değil, sevda değil başkadır.

Sevmek,

Dikeni de sevmektir gül için, deveyide gütmektir diyar için.

Acıyıda çekmektir yaşamak için.

Ve sevmek her yiğidin hakkı değildir

                                               O2.12.1999

                                               Salzgitter

 

DEMOKRASİYİ ARAMAK

 

Hızlı bir telaş,

Zor bir hüzün,

Ellerim aramakta seni.

Az geçmiş cocukluğumla,

Hızlı geçmiş gençliğimle,

Zamanım aramakta seni.

Ne bir ay parçası,

Yüzüm oldu çocukluğumda,

Ne de elle tutulur,

İşim oldu gençliğimde.

Savaşımla debreşimle,

Fikrim aramakta seni.

Yenilgimle zaferimle,

Şimdim aramakta seni.

Yuhalarla kavgalarla,

Kaçışılan Kızılay sokaklarında.

Kör ıssız sabahlarda,

Belediye ekmek kuyruğunda.

İşsizlerin bile gitmediği,

İş bulma kurumlarında.

Kırık cam, yırtık deri,

Otobüs koltuğunda.

Onlarca kez delinmiş ayakkabı,

Çamurlu sokaklarda.

İtilmiş yitilmiş bir kadının,

Sıkılmamış başında.

Binlerce yıllık tarihin,

Kaldığı suyun altında.

Yorulmadan usanmadan,

Güçle, umutla, gururumla,

Özüm aramakta seni.

 

Günel Erdem

29.04.2004

Anasayfa | İsa Kaya | Yanık Ahmet | Ramazan Erbaş | Safi Erbaş | Ali Bozdağ | Günel Erdem | Halit Köksalan | Egini | Mehmet Dinçer | N. Ertaş hakında       Yenilik: 21.11.12